21 Mayıs 2010 Cuma

zordur karaelmas ı çıkartmak cehennemden

Kapkara bir güne uyandığımı hastanenin beyaz tavanına baktığımı farkettikten 5 dakika sonra öğrendim.

Uyandığımı gören kızım hemen yatağın baş tarafında oturmuş iki eline aldığımı elimi tutuyordu sımsıkı. Yorgundu uzun süredir o tahta sandalyenin üzerindeydi sanırım. Uyandığımı farkettiğinde gözleri buğulandı. Babacım diyerek sarıldı boynuma. İyi misin diye sordu ardından. Biraz daha sıkarsan sanırım durumum kötüleşecek diyerek onu gülümsetmeye çalıştım. Başardım da. Bir bardak su istedim. Hemen yan tarafta duran masanın üzerindeki sürahiden bardağa doldurarak ağzıma kadar götürdü suyu. Bir iki yudumdan aldım sudan. Sonra en son neler olduğunu hatırlamaya çalıştım. Hatırlamam pek de uzun sürmedi. 3 Mart 1992 günlerden salı saat öğlen 1 her zamanki gibi normal bir güne uyandığımızı sanıyordum. Fakat ters olan bir şeylerin gittiğini sezmiştim. Erken uyarı sisteminde bir terslik vardı Metan gazı seviyesi saat 1 de binde 2 olarak ölçülmüşken, saat 2 de binde 3dü. Bir şeylerin ters gittiğini sezmiş yönetime durumu iletmiştim. Gelip inceleyen yetkililer her şeyin normal olduğunu ve erken uyarı sistemini çalıştırmayı ve işçilerin çıkartılması için yeterli veri olmadığını söylediler. İlerleyen saatlerde bu oran ciddi seviyedi yükseldi. Saat 19:39 yüzde 1,5 saat 19:40 da yüzde 2,5'a kadar çıkmıştı. Gerçekten bir şeyler ters gidiyordu. Durumu hemen yine üst kademeye bildirmiştim. Her hangi bir cevap gelmedi. Koşarak kuyunun yakınını gittim. Elimdeki cihazla çıkıştaki gaz ölçümünü yapmak istiyordum. Kuyudan biraz içeri girdim. Saat 20:03 da ölçüm cihazını elime aldım. Cihaz ölçümü yapamıyordu. Geğzim yanmıştı içeriden yoğun bir gaz geldiğini farkettim. Kuyudan çığılıklar yükseliyordu. Kuyu 560 metre derinliğindeydi. Yankılanan çığılıkların hemen ardından inanılmaz bir ışık göründü kuyunun dibinde, aniden parlayan ateş sanki cehennemden geliyormuş gibi kuyunun ağzından gökyüzüne metrelerce yükseğe çıktı. O andan sonrasını hatırlayamıyordum. Bilincim kapanmıştı. Çığlıklar, ambulans sesleri duyduğum son şeylerdi.

Kızıma neler olduğunu sordum. Başını öne eğdi. Gözleri doldu. Kötü bir şeyler olduğunu farkındaydım. Kaç kişi diye sordum. Şu anda 98 işçi dedi. 500 kişi kurtuldu dedi yutkunarak. O gün o madende 2000 e yakın maden işçisi vardı. Patlamanın şiddetini hissettiğim için daha fazla olabileceğinden endişe ediyordum. Kollarımda ve biraz yüzümde yanıklar vardı. Madene gitmek istediğimi söyledim. Kalkıcağımı bildiği için kızım karşı çıkmadı. Dışarı çıkarak yetkililere haber verdi. Yaralarımın iltihap kapmaması için çıkmamaı istemedi doktorlar. Israr ettim. Arkadaşlarımı görmem gerek orada olmalıyım diye ısrar ettim yutkunarak. Doktorlar birbirlerine bakıp peki demek zorunda kaldılar. Yaralarımı iyice sarıp, bana izir verdiler. Eşim yüzüme bakıyor gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Hadi artık siz eve gidin yoruldunuz diyerek onları eve gönderdim. Yanımda madendeki arkadaşlarımdan biri vardı adı ahmet uzun boylu zayıf bir adam 30lu yaşlarında. O gün vardiyası benimle çakışmamıştı o sebeple maden kazasından zarar görmemişti ahmet. Otomobiline binerek kozluya yola çıktı. Henüz iki kelam edememiştik. Çok mu kötü diye sordum. Yutkunarak evet, durum çok kötü. diye kısık bir sesle cevap verdi. Henüz çok uzakta olmamıza rağmen ocağın yerini gökyüzünü kaplamış dumandan farkedebiliyorduk. O gün zonguldak kapkara olmuştu.

Madene geldiğimizde olay ana baba yeri gibiydi. Binlerce kişi, aile, arkadaş, başbakanı, cumhurbaşkanı, bakanları, leş yiyici gazetecileri hepsi binler oradaydı. Aileler, madencilerin dostları herkes ağlıyor, çığlık çığlığa bağırıyordu. Maden kuyusundan alevler yükseliyordu hala. Çıkartılabilen cesetler yanmıştı, durum o kadar vahimdi ki. Henüz ölü sayısı 98ken daha fazla ölü olabileceği tahmin edilerek yüzlerce tabut hazırlanmaya başlanmıştı bile. 2. gün biterken 200 küsür maden şehidine ulaşılabilmişti. Günlerce kuyudan alevler yükseldi. Söndürülemiyordu. En sonunda kuyunun kapatılmasına karar verildi. Kuyu patlamadan 23 gün sonra tekrar açıldı fakat alevler hala devam ediyordu. Bu nedenle kuyunun tekrar kapatılmasına karar verildi. Alevlerin sönmesi için kuyuya günlerce su basıldı. Kuyudaki alevler haftalar sonra söndürüldüysede kalan cesetlere ulaşmak pek de kolay olmamıştı kuyudaki milyonlarca metreküp suyu boşaltılması yılları aldı. O gün orada maden işçileri diri diri yanarak can verdiler.

olaydan 5 yıl sonra son maden işçisinin cesedine de ulaşılarak türkiye'deki en büyük maden felaketi olarak tarihe geçti. O gün o patlamada tam 263 maden emekçisi can vermişti.

Bugün tekrar zonguldak'da bir maden faciası. Aradan geçen yıllar hiçbir şeyi değiştirmedi kayıplardan başka.

// çoğu gerçek bir kısmı hikaye bir yazı oldu. eğer zonguldak'lıysanız mutlaka akrabanızın dostunuzun bir kaybı vardır madenlerde. benim de aklıma dayım gelir her faciada. mekanları cennet olsun maden şehitlerinin.

5 Mart 2010 Cuma

abi sonisphere festival diye bi şey keşfettim

herkesin ağzında bir sonisphere festivali. hayır adamın türkçe pop dinlediğini sevdiğini bilmesem hayranı sahne alacak insanların derim ama öyle bi durum yok.

en arabeskinden en popuna en rap dinleyecisinin dilinde bile bu organizasyon var. şahsen ilgimi çekmiyor. ay negzel tüm arkadaşlarım gidiyor, herkes orada olacak cıvıl cıvıl gençler olacak bende katışayım diye gidilmez böyle bi organizasyona.

koyun sürüsü desem yeridir. herkes gidiyor ben de gideyim, herkes yapıyor ben de yapayım düşüncesi işte bu.

29 Aralık 2009 Salı

her yıl aynı terane , taş yok mu taş

Şimdi ben yarın işe gidiyorum ya sabah erken kalkıyorum falan o yüzden uzatmadan söze giriyorum.

2010dan ne bekliyorsun diye soruyorlar hep bana. Ne zaman başımı alıp çıksam evden. Taksimde orda burda magazinciler sıkıştırıp flaşlarını patlatıyorlar gözüme gözüme. Vay efendim şöyle harikasınız böyle harikasınız, sevgili yaptınız mı gibi sorular soruyorlar. En çok sorduklarıda işte 2010dan ne beklediğim.

Bende onlara diyorum ki 2010 bana ne verebilir. Hayır yani ona göre pazarlık etmeliyim. Para der mesela ben derim ne kadar para o der şu kadar para ben derim şu kadar olmaz mı? Yani ben şimdi şu kadar para istiyorum desem belki o razı o kadar para isteğimi yerine getirmeye. Hayır pişman olmayacak mıyım sonra hay sıçayım keşke şu kadar para isteseydim diye. Ondan sonra uğraş dur. İhale elinde patlasın bir sonraki seneyi bekle. Olmaz efendim olmaz. Pazarlık etmeliyim. Vermeli elini bana. Şudur budur diye el sallandırmalıyız. Hem öyle tek kategoridede pazarlık edemem. İş, aşk, para, sağlık dallarında ayrı ayrı pazarlık etmeliyim.

Ya da siktir et en iyisi. Kaç yılbaşı geçirdim hepsinde bana geçirdiler lan bi dileğim bile tutmaz mı be. Dilek tutayım diye geceleri çatıya çıkardım ben çocukken, yıldız kaysada dilek tutsam diye. Şimdiki aklım olsa çatıya çıkar yıldızlara sapanla taş atardım görmiyim lan bi daa sizi bu gökyüzünde ibneler diye. Ama naparsın geçmişe gidemiyor insan. Tağam hadi tağam gözünüzü ağrıttım.

Yılbaşında kırmızı don giymeyen bizden değildir diyor hepinizi dilek tutma konusunda uyarıyorum ! kırdıtmayın ağzınızı burnunuzu.

12 Aralık 2009 Cumartesi

yılbaşına günler kala

bugün günlerde 12 aralık cumartesi. yıllardan 2009. bugünkü yazımda ulusa sesleniyor gibi sesleneceğim sizlere.

hepiniz 2010 a girmek için ne kadar heyecanlansınız gözlerinizden okuyabiliyorum bunu. kırmızı slipler, gstringler, gecelikler aldınız o özel gece için. heyecanınızı anlıyorum. 2009 da çok yatırım yaptık. güldük, güldürdük. üzdük üzdürdük ( üzdürmek fiilinin atası oldum oley ). düşündürürken ensesine şaplak attık, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik 2009 un. Bu zaman içerisinde bazen parasız kaldık bazen cebimizde fışkırdı bankonotlar, bazen içimiz acıdı, bazen gülmekten gözlerimiz yaşarıp yüzümüze yeni bir kırışıklık eklendi. az sövmedik güldürmeyin lan yemek yerken diye. gelgelelim her güzel ya da kötü yılın bir sonu var. işte onlardan birindeyiz. siz seyircilerimizin 9945e atacağı bir kısa mesajla ... ( program sunucusu moduna girdim çok afedersiniz )

Ah be sevgili blog. Biraz canım acıyor sanki. Yapma dediğim şeyleri yapıyorum ha bire. Hiç ders almıyorum. Artık öyle bir şey oldu ki, kimin yüzüne gülsem arkamı döndüğümde arkamdan dil çıkartacakmış gibi geliyor. Yapmam gereken o kadar çok proje varken. Aylardır aylaklık ediyorum. Huzursuzum. Vakit geçsinde nasıl geçerse geçsin modundayım. Sanki ileride bir tarihi bekliyormuşum gibi sanki o gün ya dünyanın sonu ya benim sonum ya da mutluluğun başlangıcıymışı gibi geliyor.

Yatağımıda lüks diye aldım sözde. Uyuyamıyorum. Yatak büyük geliyor. Yandaki yastığa, yorgana, duvara sarılıyorum, dolanıyorum olmuyor. Gece kalkıp bir sigara yakıyorum. Televizyonu açıp rüyanız hayrolsun gibi programlara izleyerek uykumun gelmesini bekliyorum.

İşte öyle sevgili halkım. Bugün günlerden cumartesi. Yağmurlu bir istanbul. Soğuk bir istanbul. Kar bekleyen bir istanbuldan yazıyorum sizlere.

18 Kasım 2009 Çarşamba

69 kişiye sorduk. Naber?

Bu hafta sizin için sokaklara çıkıp "Naber?" sorusuna verilecek cevapların anlamlarını açıklamaya çalıştık. 69 denek üzerinde yapılan bu deneyde ev hanımları, öğrenciler, kahvede oturan göbekli amcalar, muslukçular, garsonlar, emekliler, emekçiler ve eş adayı bulmaya çalışan içi geçmiş kadınlar var. Deneklerin %72'si bu soruyla en çok msn'de karşılaştıklarını dile getirdiler. Geri kalan %27'lik kesin günlük hayatta bu soruya maruz kalırken, %1'lik kısım ise sorumuzdan çekindiği için çekimser kategorisinde yer aldı.

İsterseniz siz hazır koltuklarına oturmuş ve mayışmışken ben hemen sonuçları size aktarayım.

"İyidir. Senden naber?" cevabını almışsanız evet doğru yoldasınız demektir. Buradaki "İyidir. Senden naber?" cevabı muhabbeti devam ettirmeye meyilli birisiyle karşı karşıya olduğunuzu gösterir. Ama nezaketen bu cevabı vermişte olabilir. Bir sonraki adımda ona söyleyeceğiniz ve alacağınız yanıt size en doğru sonucu verecektir.

Bir diğer cevabımızsa "İyilik.(nokta)"
Eğer bu cevabı almışsanız o konuşmanın devamlılığı yoktur. Karşıdaki sizin hatrınızı sormaya bile tenezzül etmez. Konuşmaya müsait olmadığı sinyalini verir. Eşek değilseniz anlamışsınızdır. Daha fazla diretmenin anlamı yoktur. Hırs yaparsanız yaptığınız hırs yanınıza kalır. Sonra hayat küsüp yorganı kafanıza çeker erkenden yatağın yolunu tutarsınız. Bırakın "iyi" olduğuyla kalsın. Derdi vardır garibimin belki.

"Nolsun işte ya" diye bir yanıt gelmişse karşınızdaki monoton depresif günlerinden birindedir demektir. İçinizi karartmak ve dert dinlemek istemiyorsanız ya siz muhhabeti kesin ya da kendinizi onun bitmek bilmeyen hikayelerine verin. O anlatsın siz dinleyin. Sonra siz anlatmaya çalışın o dinlemesin kalın öyle göt gibi ortalık yerde.

"OoooOo" evet bu cevap bir tribünden gelmemiştir. Bizzat konuştuğunuz kişi sizinle dalga geçmektedir. Akabinde size kamil beylerde gelmişler. aman da aman. sen yaşıyor muydun yea. gibi taramalı silah edasıyla sizi iğneler sürekli. E pekte haksız sayılmazdır hani. Gerçi 1 yıldır ikinizde birbirinize laf atmamışsınızdır. İlk laf atan işte böyle kaybedendir. Başına gelecekleri bilse atmazdı işe o selamı. O yüzden ne yapıyoruz 1 yıldır selamlaşmadığınız kişilere selam atmıyorsunuz. Yoksa üstte yazılan acı dolu dakikaları sizlerde yaşayabilirisiniz. Bırakın yıllansın arkadaşlığınız nedir yani 1 senedir konuşmamışsın şimdi konuşsan ne olacak.

"...." evet uzun süre cevap alamadınız karşı taraftan. Sanırım meşgül evet evet. Karşınızdakini kızdıracak bir şey yapmadıysanız kesin meşgüldur. O yüzden hiç merhabalaşmamış gibi yapıp olay mahallini terkedin. Süre tutun maksimum 5 dakika. Baktınız cevap yok hemen uzaklaşın. He baktınız adam 1 yıldır olduğu yerde kıpırdamıyor morgu arayıp merhumun bedenine uygun bir tabut isteyiniz. E eşek olmayınız arkasından bir fatiha'ydı bir süphaneke'ydi okuyunuz lütfen.

Evet yukarıda en çok bilenen "Naber?" sorusuna verilen cevapları ve anlamlarını inceledik. "Naber" sorusuyla henüz tanışmamış genç nesillere aktarılacak bir kaynak olması açısından bu yazıtlarımı yüzyıllar boyunca dağlara, taşlara, belleklere, dvd'lere yazın.

Eee naber?

13 Kasım 2009 Cuma

sevinsem mi üzülsem mi

Ehliyet almaya karar vererek hemen bugün bir sürücü kursuna yazıldım. Gerekli evrakları v.s. hazırlamam 3 saatimi felan aldı. Bu süre içerisinde bankaya para yatırdım, öğrenci belgesi aldım, sabıka kaydı aldım, vesikalık çektirdim. Sağlık raporuda alacaktımda geç oldu. Sonra kurstakiler biz hallederiz dediler. Sabıka kaydını almam 5 saniye sürdü. Vay be dedim. Geçmişte epey bi beklerdik biz. Bir de şu sağlık raporu olayı var ki evlere şenlik. Bensin bana rapor alacaklar. Hoş şimdi rapor almaya gittiğinizdede muayne etmiyor çoğu kuruluş. Nasıl sağlıklı mısın? diye soruyorlar. "evet" dediğinizde veriyorlar raporu size. Bu durumda başkalarınında bana sağlık raporu alması gayet doğaldır. Neyse efenim ne diye mi yazdım bunu. Okuyun diye. okuyunda şu garibana bi araba alın diye. Az bi ince olun.

6 Kasım 2009 Cuma

girdiğim yeri dağıtmak istiyorum

Bugün telekoma gittim bi kaç yıl öncesinde başka bir ildeki adsl hattım borcu için avukata verilmiş, geçen gün aradılar ama numaralarını almayı unuttum bende telekoma gideyim numarayı verirler diye. Aslında bir kaç ay önce yine gitmiştim telekoma bana o zaman verdikleri numara yanlıştı. E haberide telekoma gidecek değilim. Neyse bugüne dönelim yine yolları aşındırıp telekoma girdim. Doğruca ilgili personele gittim. Sıra vardı bekledim 15 dakka. Bu arada sıramı gasp etmeye çalışanlara hop sıra benimde dedim zaten o anda bugün bi uyuzluk olacağı belliydi. Kızın tipine baktım dedim kesin bana vereceği cevap beni tatmin etmeyecek. Durumu anlattım. Bizde numaraları yoktur dedi. Yahu bir kaç ay önce senin yerinde oturan kadın şıp diye bulmuştu numarayı ha yanlış vermişti o ayrı ama bulmuştu. Ne demek bilemiyoruz. Sonra ttnet in numalarını verdi. Bi sonuç alabileceğimi ummayarak bana verdiği bilmem kaç tane numarayı alarak çıktım dışarı, dışardan aradım numaraları tek tek açan olmadı çoğunda bazısıda açıp kapattı telefonu. İbneler kontörümü yedi bide. Bir süre daha aradıktan sonra tekrar üst kata çıktım sıraya girdim. Dolmuştum. Ağzına sıçacak biri arıyordum. Sıra öncekinden dahada kalabalıktı şimdi sıraya girdim niye girdiğimi bilmeden. Bir iki dakka bekledikten sonra sıradan çıkarak telefon numalarını yazmış olduğu kağıdı parça parça edip atıverdim orta yere. Film sahnelerinden çıkmış gibiydim. Slow motion da kağıt parçaları yere düşerken ben merdivenlerden sinir küpüne dönmüş bir şekilde iniyordum.

Olay çok aptalcaydı. Para ödemek için götümü ortaya koyuyordum ama tınlayan yoktu. Alt kattaki sağa sola form veren amcaya bile pöğkürdüm. Şu işlerden nefret ediyorum. Bürokrasiden nefret ediyorum. Bi bok bilmeyen personelden nefret ediyorum.

Efendi efendi okuyun sizde şu blogu sinirimi sizden çıkartırım yeminle.